13 Aralık 2009 Pazar

Kapalı vajina cinselliğe engel değil


Genç kızların baba evine bile gönderilmesine yol açan “kapalı vajina” sorunundan artık kurtulmak mümkün.
Anne karnındaki kız bebeğin embriyonik gelişimi sırasında oluşmayan ve geçmişte evlendirilen genç kızların baba evine bile gönderilmesine ya da “koca karı yöntemi” diye tabir edilen ilaçlar ya da muskalarla çözüm bulunmaya çalışılan “kapalı vajina” sorununun artık küçük bir cerrahi operasyonla kabus olmaktan çıktığı bildirildi.

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kadınlık organlarının, çoğunlukla doğuştan gelen ve nedeni henüz belli olmayan yapısal bozukluklarının aynı zamanda işlevsel sorunlara da yol açtığını söyledi.

Kadınlık organlarındaki doğumsal yapı bozuklukların görülme sıklığıyla ilgili detaylı istatistiki veriler bulunmadığını, ancak kadınların yaklaşık yüzde 5-6'sında görüldüğünün tahmin edildiğini belirten Çetin, son yıllarda yaygın olarak rastlanılan vajina yokluğunun gelişen tıp imkanları sayesinde artık kabus olmaktan çıktığını ifade etti.

Cinsel ilişkiyi engelleyen bir sorun

Her bin kadından birinde görüldüğü tahmin edilen vajina yokluğunun, cinsel ilişkiye girmeyi engellediğine dikkati çeken Prof. Dr. Çetin, şunları söyledi:

“Yıllar önce bu tür hastalar evlendirildiklerinde cinsel ilişkiye girilemediği için eşleri tarafından baba evlerine gönderilirlerdi. Bir sağlık sorunu olmanın yanı sıra toplumsal yaralar da açan bu durum artık küçük bir cerrahi operasyonla gideriliyor. Eskiden hiç yapılmayan bu tür operasyonları artık laparoskopik yöntemlerle de gerçekleştirmek mümkün.

Son yıllarda standart yöntemin aksine laparoskopik yöntemi tercih ediyoruz. Bu yöntemde, karın duvarında 3 tane kesi açıyoruz. Özel olarak geliştirdiğimiz alet sistemini kullanarak, oluşmamış vajina dokusunun bir haftada normal vajina uzunluğuna getirilmesini sağlıyoruz.”

Prof. Dr. Çetin, bu operasyonda, vajinasını oluşturdukları hastaların sadece cinsel ilişkiye girebildiklerini, ancak çocuk sahibi olmadıklarını belirterek, “Çünkü, doğuştan vajinası olmayan kadınların uterusları (rahim) da olmuyor. Bu durumdaki hastalar adet kanamaları görmediklerinde hekime başvurunca bu anomaliyi fark edebiliyorlar” diye konuştu.

Küçük bir cerrahi operasyonla vajinası oluşturulan hastaların yumurtalıklarının bulunabildiğini, bu durumdaki hastaların anne olabileceklerini anlatan Çetin, şöyle devam etti:

“Ancak, bu hastaların normal yolla hamile kalmaları mümkün değil. Yumurtaları varsa, bu yumurtalar alınmak suretiyle taşıyıcı anne kanalıyla çocuk sahibi olabiliyorlar. Ancak, Türkiye'de yasalar izin vermediği için yurt dışına giden çok sayıda hastamız var.”

Çetin, Türkiye'de tıp alanındaki gelişmelerin Avrupa ülkelerinden geri kalmadığını, bu nedenle sağlıkta yurt dışına döviz kaptırmayı da doğru bulmadıklarını belirterek, “Ancak, elbette taşıyıcı anneliğe Türkiye'de yasalarımızın izin vermesi için bunun öncelikle altyapısını oluşturmak gerekir” diye konuştu.

Yemek yedikten sonra neden uykumuz gelir?


Yemek yediğimizde, dolaşım sistemimizdeki kan akışını büyük bir bölümü, sindirim sistemimize hizmet etmeye başlıyor.
Yemek yediğimizde, dolaşım sistemimizdeki kan akışını büyük bir bölümü, sindirim sistemimize hizmet etmeye başlıyor. Özellikle çok yediğimizde, sindirim borusunda yoğunlaşan ve hızlanan kan akışı, diğer dokulara normalden daha az gidebilmesi nedeniyle vücutta genel bir yorgunluğa neden oluyor. Buna, geçici iskemi (beyne giden kan akımının azalması) adı veriliyor.

Bunun yanında, yediğimiz besinlerin yapı taşları, merkezi sinir sistemimizde belirli yerlerin işlevi üzerinde etki göstererek uyku hissinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Özellikle protein içeriği yüksek besinlerle aldığımız L-triptofan, beyinde serotonin hormonuna dönüştürülüyor ve bu hormonun etkisiyle “mutluluk-sakinleşme-uyku” hissi oluşuyor.

Bazı araştırmacılar, yemeklerden sonra dolaşımımızda asit seviyesinin azalması nedeniyle ortaya çıkan geçici kan pH değişiminin de uyku hissinin oluşmasında etkili olduğunu düşünüyorlar. Mide tarafından sindirim işlevinin yürütülebilmesi için yüksek düzeyde asit salgılanmasının, vücudun pH dengesini eski haline getirmek için kan asit seviyesinde ani bir düşüş göstermesine neden olduğu, ve bu nedenle ortaya çıkan alkali gelgitin de “uyku” hissine yol açtığı görüşündeler.

UYKU GETİREN YİYECEKLER

MUZ
Gerçek uyku hapı olan muz, seratonin ve melatonin içerir. Bunun yanında magnezyumu da içinde barındırdığından kaslarınızı gevşetip sizi çok rahatlatır.

ILIK SÜT
En çok bilinen uyku getiricilerden biridir. Süt içeriğinde bulunan ve tripsin etkisiyle serbestlenen ve organizma için gerekli bir aminoasit olan triptofan sayesinde beyniniz yatışır ve daha sağlıklı bir uykuya dalarsınız.

PAPATYA ÇAYI
Sakinleştirici özelliği sayesinde papatya çayı, kaygılı ve sinirli bir bünyenin en iyi panzehiridir.

BAL
Bitki çayınızın veya ılık sütünüzün içine atacağınız bir çay kaşığı kadar balın etkileri hiç de göründüğü kadar küçük değildir.

PATATES
Az miktarda fırında pişirilmiş patates iyi bir gece uykusuna yardımcı olabilir. Midenizi yormayacağı gibi, içeriğindeki triptofan sayesinde asit seviyesini düşürür. Etkiyi daha da arttırmak için sütle birlikte püre kıvamına getirip yiyebilirsiniz.

YULAF UNU
Yulaf içeriğindeki melatonin sayesinde iyi bir uykunun en iyi ilaçlarındandır. Bir miktar akçaağaç şerbetiyle karıştırırsanız lezzeti ile de sizi büyüleyecektir. Ayrıca yulaf strese karşı da en etkili tahıllardan biridir.

BADEM
Bir avuç kalp dostu bu yemişlerden yediğiniz takdirde tatlı bir şekerleme yapabilirsiniz. Badem hem triptofan içeriği hem de uygun ölçüde içerdiği kalsiyum sayesinde kaslarınızın rahatlamasını sağlar.

TURP
Çok iyi bir C vitamini kaynağı olan turptan gece yatmadan bir parça yemek ya da suyunu içmek derin bir uyku için çok yararlıdır.

KAYISI
Kan yapan, kansızlığa ve kabızlığa iyi gelen kayısı sinirleri yatştırarak uykusuzluğa da iyi geliyor.

ELMA
Gece yatmadan önce yenen bir elma en güzel uyku ilaçlarından biridir.

KAVUN
Yaz mevsiminin sevilen meyvelerinden kavunun %95′i sudur ve sinirleri yatıştırıp rahat bir uyku uyumak için faydalıdır.

KEPEK EKMEĞİ
Bal kattığınız çayınız ile birlikte yiyeceğiniz bir ince dilim kepek ekmeği, vücuttaki insülinin biraz serbest kalmasına ve triptofan ve seratonine “uykum geldi”mesajı yollamasına yardımcı olur.

HİNDİ
Güzel bir uykunun 2-3 saat öncesinde, bir ince dilim kepek ekmeği üzerine koyacağınız küçük bir parça haşlanmış hindi eti yararlı olacaktır. İçeriğindeki triptofan sayesinde midenizde çok miktarda protein olmadığı zamanlarda bile sizi rahatlatır.

Antibakteriyel ürünler güvenli mi?


Domuz gribi ile birlikte hayatımızın bir parçası haline gelen antibakteriyel ürünleri kullanırken, sağlık açısından tehdit oluşturabilecek noktalara dikkat etmemiz gerekiyor.


Antibakteriyel ürün tüketimindeki artışla birlikte Sağlık Bakanlığı da bir açıklama yaptı. Bakanlık, bu tür ürünlerin gereksiz ve sık kullanımları halinde cildin bakterilere karşı direnç kaybedebileceği noktasına dikkat çekiyor.

1) Nerelerde, ne zaman, ne sıklıkta, ne miktarda kullanılmalı?

Bu ürünler ellerin hijyenine ve temas edilen bakterilerden arındırılmasına destek amaçlı kullanıldığı için, risk taşıyan genel kullanıma yönelik yüzey ve malzemelere temas ettiğinde kullanılması önerilir. Bunun sıklığı da tüketicinin böyle ortamlara maruz kalma sıklığına paralel olacaktır. Antibakteriyel hijyen ürünleri su ve sabunun bulunmadığı, ancak ellerde hijyenin sağlanması gerektiği durumlarda kullanılır, su ve sabunun yerine geçen değil, bu temizliği destekleyen ürünlerdir.

2) Bu ürünleri ele sürdükten sonra yiyecek maddeleri ve ağızla temas konusunda dikkat edilmesi gereken konular var mı?

Antibakteriyel hijyen ürünler ele sürüldükten hemen sonra cilt tarafından emildiği için yiyecek maddeleri ve ağızla temasında herhangi bir olumsuz etkiye neden olmaz.

3) İçinde ne var? Susuz sabunsuz nasıl temizliyor?

Bu tip ürünlerde ellerin hijyenini sağlayan temel madde etil alkoldür. Piyasadaki bazı ürünlerde diğer bileşenler ise ellerin cilt dengesini korumayı destekleyen nemlendiriciler, ürüne özelliğini veren maddelerdir

4) Çok sık sürülmesinin yaratacağı olumsuz etkiler var mı? Bağışıklık sistemini zayıflatıp daha çok mikroplara açık hale gelmesine neden olur mu?

Bu tür ürünler kullanılmaya devam ettikçe ellerde bakterilere karşı direnci düşürmesi söz konusudur. Örneğin bu ürünleri ilk kez sürdüğünüzde, tek bir damla jel elinizdeki mikrop ve bakterileri öldürebilirken, kullanıma devam ettikçe ellerdeki bakteriler bu ürüne karşı güçleneceği için daha büyük miktarlarda kullanılması gerekebilecektir. Bu açıdan antibakteriyel ürünlerin yerli yersiz, gereksiz sıklıkta kullanılması, ürünün etkisinin azalmasına yol açabilecektir.

5) Son kullanma tarihi var mı?

Ürünlerin, kapağı açılmadığı sürece raf ömürleri uzundur. Kapağı açıldıktan sonra kullanım ömrü 12 aya düşer. Bu süreden sonra kullanılması olumsuz bir etki yaratmayacaktır, ancak bu ürünler genellikle alkol içerdiği için, uzun süre beklemesi durumunda alkol uçacağından ürünün etkisi kaybolacaktır.

6) Kör ediyor mu?

Antibakteriyel ürünler, içerdiği etil alkol ve diğer bileşenler nedeniyle gözle doğrudan temasta eğer yıkama işlemi geç olursa, geçici görme kayıplarına neden olabilir. Ancak merdiven altı üretimde etil alkol yerine metil alkol kullanılma tehlikesi ise ciddi bir körlük riski taşır. Bu nedenle metil alkolle yasalara aykırı üretilen ürünlerin kesinlikle kullanılmaması gerekir.

7) Elleri kurutur mu?

Bu tip ürünlerin içeriğinde hijyeni sağlayan alkol, sonuçta elleri kurutan bir maddedir, ancak bu yan etkiyi önlemek üzere geliştirilen ürünler de var. Bu ürünler, içeriklerinde bulunan cilt dengesini ve nemini sağlayan bileşenlerle, kullanım sonrasında ellere yumuşaklık da kazandırıyor. Ancak pazarda bulunan geliştirme aşamasında ve üretiminde kullanılan hammaddelerinde bu konuya özen gösterilmemiş, kalitesiz üretilmiş ürünlerin ellen kurutacağı doğrudur.

8) Çocuklar için tehlikeli mi? Astım hastalan, hamileler kullanabilir mi?

Astım hastalarında ya da hamilelerde kullanılabilir. Ancak yanlış kullanılmasını önlemek için çocukların bu ürünleri kesinlikle bir yetişkin gözetiminde kullanması gerekmektedir.

9) Elde açık yaralar ya da sedef hastalığı, egzamalar bunlardan olumsuz etkileniyor mu?

Elde açık yara olması durumunda, ürünün içeriğindeki alkol, damarları genişleterek kanamanın durmasına engel olabileceği için, kullanılması önerilmez. Herhangi bir şekilde cilt altına geçişinin olabileceği egzama gibi durumlarda ise mutlaka doktor tavsiyesine göre kullanılması gerekir.

10) Sahte, merdiven altı üretilmiş ürünlerle kaliteli üretilmiş ürünleri ayırt etmenin bir yolu var mı? Nelere dikkat etmeli?

Tüketicilerin bu ayrımı kendi başlarına yapması mümkün değildir. Bu ancak laboratuvarda yapılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkacaktır. Ancak tüketicilerin, bu tür hijyen amaçlı ürünleri, tedarik zinciri ve denetim nedeniyle merdiven altı ürünlerin giremediği eczanelerden almaları gerekir.

Zehirlenmelere karşı alınabilecek önlemler


Zehirlenme çocukluk çağının önemli bir sağlık sorunudur. Her yıl yüz binlerce çocuk zehirlenme nedeniyle acil servislere başvurmakta ve bunların birçoğu sakat kalmakta hatta kaybedilmektedir.

Zehirlenmelerde en önemli neden ailelerin bilgisizliği veya ihmalidir. İlaçların ilgi çekici renkte ve ilaç kapaklarının kolay açılır şekilde üretilmiş olması da diğer nedenlerin başında gelir. Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özlen Kaya Çardak çocuklarda zehirlenme riski ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Zehirlenmeyi kolaylaştırıcı faktörler:

• Kalabalık aile
• Aile içi sorunlar
• Anne babanın çok yoğun çalışması, sürekli meşgul olması
• Yeni bir kardeşin doğması
• Yoksulluk
• Taşınma

Zehirlenmelerin % 90’dan fazlası en güvenilir yer olarak bilinen evlerde gerçekleşir.
Zehir danışma merkezlerine zehirlenme nedeni ile bildirilen hastaların % 50 den fazlası 5 yaş altındaki çocuklardır. Çocukluk çağı zehirlenmeleri özellikle iki yaş grubunu ilgilendirmektedir:

I. 9 ay – 5 yaş arası
II. Ergenlik dönemi

İlk 5 yaş grubunda görülen zehirlenmeler daha çok kaza nedeniyle ve erkek çocuklarda daha sık görülmektedir. Bu yaş grubundaki çocuklar hareketli, merakli ve araştırmacı yapıda oldukları için en riskli grubu oluşturur. Ayrıca her şeyi ağızlarına götürmeye meraklı olmaları ve büyükleri taklit etmeyi sevmeleri de zehirlenmeyi kolaylaştırır. 5 yaş altındaki çocuklarda genellikle tek bir madde ile zehirlenme görülür.
Ergenlik yaş grubunda görülen zehirlenmeler ise daha çok kızlarda görülür ve istemli olarak intihar amaçlı ilaç alımları sonucu oluşur. Ergenlik dönemindeki zehirlenmelerde genellikle birden fazla ilaç alımı söz konusudur.

Zehirlenme çok çeşitli maddelerle olabilir:

a) Katı zehirler: İlaçlar, bitkiler, tozlar (deterjan), tablet şeklinde böcek ilaçları

b) Sıvı zehirler: Losyonlar, sıvı sabunlar, şuruplar, cila ve boyalar

c) Spreyler: Sprey boyalar, böcek ilaçları, temizleyici spreyler

d) Görünmeyen zehirler: Gazlar ve buharlar. Kombi- şofben, araç egzos gazı, soba dumanı

Zehirlenmelerde belirtiler alınan maddeye göre çok çeşitlilik gösterir. Kalp hızında artma- azalma, solunum hızında artma- azalma, tansiyon düşmesi veya çıkması, bulantı kusma, bilinç kaybı, havale gibi çeşitli belirtiler görülür.

Bazı ilaçların çok az miktarları bile öldürücü etkiler yapabilir. Tek bir tablet bile bazen bir çocuğun ölümüne neden olabilir. En tehlikeli zehirlenmeye yol açan maddeler: İlaçlar (antidepresanlar, demir içeren ilaçlar, kalp ilaçları, havale ilaçları), yemek borusunda yanık oluşturabilen temizlik maddeleri (lavabo açıcılar, yağ çözücüler, tuvalet taşı temizleyiciler..), karbon monoksit, böcek ilaçları, hidrokarbonlar(mobilya temizleyiciler, tiner..), yabani mantarlar.

Zehirlenme durumunda acil olarak yapılması gerekenler:

• Doktorunuzun telefon numarasını kolay ulaşılabilecek bir yerde bulundurun

• Zehir danışma merkezinin numarasını evde bulundurun (114- ücretsiz)

• Ambulans numarasını evde bulundurun (112)

• Öncelikle sakin olun

• Zehirlenmenin neden kaynaklandığını anlamak için çocuğun çevresinde bulunan tüm ilaçları gözden geçirin

• Çocuğu tehlikeli ortamdan uzaklaştırın

• Bilinci kapalı ise nefes alıp almadığını ve nabzını kontrol edin

• Hayatı tehdit eden bir durum varsa suni solunum ve kalp masajı için hazırlanın

• Doktorunuzu ararken sakin olmanız ve aşağıdaki bilgileri doğru bir şekilde aktarmanız hayat kurtarıcı olabilir: Çocuğun o andaki bilinç durumu, ilacın tam adı, kaç tablet veya şurup şişesinin ne kadarını içtiği, zehirlenmenin olduğu saat, çocuğun yaşı ve tartısı..

Her zehirlenmede kusturma doğru olmayabilir, Sağlık görevlilerine sormadan hiç bir zehirlenmeyi kusturmaya çalışmayınız. Asitli maddelerde, gaz yağı veya eter gibi petrol ürünlerinde kusturmak hastaya faydadan çok zarar verebilir. Ayrıca hastanın bilinci kapalı ise kesinlikle kusturulmamalıdır.

1970’li yıllardan sonra çocuklar için daha güvenli ilaç paketleme yöntemlerinin geliştirilmesi ve bunların tüm dünyada kullanılmaya başlamasıyla özellikle ilaca bağlı zehirlenmelerde azalma gözlenmiştir. ABD’de 1970 yılında 5 yaş altında zehirlenmeye bağlı ölüm vakası sayısı 226 iken, 1990 yılında sadece 49 çocuk hayatını kaybetmiştir. Günümüzde akut zehirlenmelere bağlı ölüm oranı %1’in altındadır.

Toksik bir maddeye maruz kalma öyküsü alınamayan bazı zehirlenme vakalarında gelişen bulgu ve belirtilersık görülen hastalıkları taklit edebilir. Tam tersi de olasıdır. Acil hekimi her zaman zehirlenme olasılığını akılda tutmalıdır. Özellikle ergenlik yaş grubundaki hastalarda sağlık personelini yanıltıcı hikayeler çok sık görülür. Ergenlik dönemindeki vakalarda anne baba ve çocuk ile ayrı ayrı görüşülmelidir

Zehirlenen bir çocukta içtiği maddeye göre tüm sistemleri etkileyen kalıcı hasarlar görülebilir. Bunlar böbrek yetmezliği- dializ hastası olma, kalp yetmezliği, bilinç kayıpları, koma tablosu ve ölümle sonuçlanan çok ciddi tablolar oluşabilir.

ZEHİRLENMELERİN ÖNLENMESİ İÇİN AİLELERE TAVSİYELER

• Hiçbir zaman çocukların önünde ilaç içmeyin. Sizleri taklit edeceklerini unutmayın.

• Çocuklara ilaçları asla şeker diye vermeyin.

• İlaç ve temizlik maddelerini mutlaka kilitli dolaplarda ve çocuğun boyunun erişemeyeceği yükseklikte saklayın.

• Tüm tehlikeli ürünlerin üzerinde etiket olmasına dikkat edin. Zehirli maddeleri asla su bardaklarına koymayın.

• Çocuklarınıza karanlıkta ilaç içirmeyin.

• İlaçları her zaman orijinal paketlerinde saklayın. Tehlikeli temizlik maddelerini (kezzap, eter, tiner..) kola, gazoz şişesi gibi eski içecek şişelerine koymayın.

• Zehirlenmelerin bir bölümü misafirlikte olmaktadır. Misafirliğe gittiğiniz evlerde çocukları mutfak ve banyolarda yalnız bırakmayın. Her aile bu konuda sizin kadar titiz olmayabilir.

Çocukların her türlü ambalajı açabilme ihtimalini unutmayın.

-Tehlikeli hiçbir maddeyi buzdolabina koymayın.

-Böcek ve fare zehirlerini açıkta bırakmayın. Bu tip zehirler deriden emilerek kana karışır, çocukların asla dokunmaması gerekir.

-Evdeki bitkilerinizin yapraklarının zehirli olup olmadığını araştırın.

-Kombi şofben soba gibi ısıtıcıların güvenliğini sık sık kontrol edin.

-Evinizi kurşunsuz boya ile boyatın.

Zehirlenme konusunda her zaman olabilecek en kötü ihtimali düşünerek sağlık personellerinden yardım isteyin. Bir tabletten ne zarar gelir veya kusturdum artık tehlikesi kalmadı gibi düşüncelerle hastaneye gitmeyi ertelemeyin. Çocuğunuzun yanında bulduğunuz tüm ilaçları hastaneye giderken yanınıza alın, hangisinden ne kadar içtiği konusunda eksik bilgi vermemeye gayret edin. Zehir danışma merkezinin 24 saat hizmet verdiğini unutmayın.

Kansere neden olan 5 yiyecek


Zevkle tükettiğimiz kızartmalar ve hamur işleri, kanserin en büyük nedenleri arasında yer alıyor.
1. Sosisli sandviç

Zira içinde çok fazla nitrat vardır. Kanser koruma koalisyonu, çocukların ayda 12 adetten fazla sosisli sandviç yememelerini önermektedir. Sosisli sandviçsiz yapamıyorsanız, sodyum nitratsız yapılan cinsini satın alın.

2. İşlenmiş et ve pastırma

Sosisli sandviçte, domuz pastırmasında ve diğer işlenmiş etlerde bulunan aynı yüksek sodyum nitrat aynı şekilde kalp hastalığı riskini yükseltir. Domuz pastırmasında doymuş yağın aynı şekilde kanserde payı olur.

3. Yağda kızarmış şekerli çörek veya lokma

Lokmalar kansere yol açan çiftli dertlerdir. Birincisi, bunlar beyaz undan, şekerden ve hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar, belki de kanser riskini arttırmak için yiyebileceğiniz en kötü yiyecektir.

4. Kızarmış patates

Lokmalar gibi, kızarmış patates de hidrojene yağdan yapılır, sonra yüksek ısıda kızartılır. Bunlar ayrıca, kızarma işlemi sırasında ortaya çıkan ve kansere neden olan akrilamid maddesini de içerir. Bunlara “patates kızartması” yerine “kanser kızartması” desek daha doğru olur.

5. Cips, kraker, kurabiye, bisküvi

Tümü genellikle beyaz un ve şekerden yapılır. Etiketinde “trans yağlar içermez” yazılı olsa bile, genellikle az miktarda trans yağ vardır.

Beyine zarar veren 10 alışkanlık




Uyurken başınızı örtmenin beyninize zarar verdiğini biliyor muydunuz?



1. Kahvaltı etmemek
Kahvaltı etmeyen kişiler, düşük bir kan şekeri seviyesine sahip olur. Bu durum beyin için yetersiz besin tedarik edilmesine ve sonunda beyin dejenerasyonuna yol açar..

2. Aşırı ısınma
Beyin arterlerinin sertleşmesine neden olarak, zihin gücünün azalmasına yol açar.

3. Sigara içmek
Çoklu beyin büzülmesine neden olur ve Alzheimer hastalığına yol açabilir.

4. Yüksek şeker tüketimi
Çok fazla şeker proteinlerin ve besinlerin emilmesini durdurur ve dengesiz beslenmeye neden olur ve beynin gelişmesine engel olabilir.

5. Hava kirlenmesi
Beyin vücudumuzda en çok oksijen tüketen organdır. Kirli havanın teneffüs edilmesi, beyne giden oksijeni azaltır ve beynin veriminde düşüş yaratır.

6. Uyku yetersizliği
Uyku beynimizin dinlenmesini sağlar. Uykudan uzun vadeli yoksunluk beyin hücrelerinin ölmesini hızlandırır.

7. Uyurken başınızı örtmek
Başınızı örterek uyumak, karbondioksit konsantrasyonunu artırır ve beyne hasar veren etkilere yol açabilir.

8. Hastalık sırasında beyni çalıştırmak
Hasta iken çok çalışmak veya öğrenmek beyin etkenliğinin azalmasına yol açabilir ve ayrıca beyne hasar verebilir.

9. Uyarıcı düşüncelerde eksiklik
Düşünmek beyin jimnastiği için en iyi yoldur, beyni uyaran düşüncelerin eksikliği beyin daralmasına yol açabilir. Çapraz bulmaca ve Sudoku iyi egzersiz sağlar.

10. Az konuşmak
Zihinsel sohbetler beynin etkinliğini geliştirir.

Prostat Kanserinin Tanısı ve Tedavisi

SİZDE PROSTAT KANSERİ OLUP OLMADIĞINI NASIL ÖĞRENEBİLİRSİNİZ?

Prostat kanserini saptamanın bir kaç yolu vardır. Bunların bazıları aşağıda belirtilmiştir.

Hastalığın Belirtileri
Bazı hastalarda hiç bir belirti olmaz. Bazılarında ise sık, güç ve ağrılı idrar yapma, idrarın damla damla yapılması, idrarda kan yada iltihap olması, ejekülasyonda kan ve ağrı gibi belirtiler olabilir. Bu yakınmalar aslında sadece prostat kanserine özgü değildir. Prostatın kanser dışındaki diğer problemleri de bunlara benzer yakınmalara neden olabilir. Emin olmak için doktorunuzun detaylı bir muayene ve inceleme yapması gerekir. Ayrıca yakınmaların şiddeti ne kansere ne de kanser dışı problemlere işaret eder.

ŞEKİL 2: Prostatın parmak ile makattan muayene (PRM) edilmesi


Parmak ile rektal muayene (PRM): Bu işlem için doktor eldiven giyerek parmağınızı rektuma (makata) yerleştirir. Parmak yardımı ile prostatın büyüklüğü, şekli ve kıvamı incelenir. Kanser parmakla muayenede set olarak hissedilir. Ancak kanserin var olduğundan emin olmak için daha başka testlerin yapılması gerekir.

ŞEKİL 3: Prostat kanserinin makattan muayene ile saptanması

PSA testi: Prostat spesifik antijen (PSA) düzeyini ölçen bir kan testidir. PSA prostat bezinde üretilen ve kanda da bulunan bir proteindir. Prostat kanseri, prostat iltihabı ve benign prostat büyümesi (BPH) durumlarında kandaki PSA düzeyi artar. PSA testi % 100 kesin değildir. Ancak prostat kanseri tanısında ve hastalığın seyrinin izlenmesinde çok önemlidir.

Transrektal ultrasonografi (TRUS): Rektumdan yerleştirilen bir prob aracılığı ile prostat bezine ses dalgaları gönderilir ve geri yansıyan ses dalgaları aracılığı ile prostatın şekli, büyüklüğü ve iç kesimlerinin detaylı görüntüsü alınır. Bazen prostat kanseri tanısında DRM ve PSA testine ek olarak TRUS’tan yararlanmak gerekebilir. Ayrıca prostat bezinden parça almak (biyopsi) gerekirse TRUS bu işlem için de yardımcı olur.

Biyopsi: Mikroskop ile incelenmek üzere prostat bezinden hücre örneklerinin alındığı cerrahi bir işlemdir. Biyopsi rektumdan prostat bezi içine uzatılan özel iğneler yardımı ile alınır. Biyopsi prostat bezi içinde kanser varlığı ve tipinin belirlenmesinde son yöntemdir.
Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda prostat kanseri riski daha yüksektir. Ancak, 50 yaş ve üzerindeki bütün erkeklerin risk altında olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle:
Elli yaş ve üzerindeki bütün erkelerin yılda bir kez parmakla rektal muayene olmaları,
Elli yaş ve üzerindeki erkeklerin PRM ye ek olarak yılda bir kez PSA testi yaptırmaları önerilir.
Eğer PRM veya PSA testinde bir şüphe varsa transrektal ultrasonografi yapılmalıdır.

ŞEKİL 3: Prostattan iğne ile biopsi alınması

Prostat kanserinin sıklıkla herhangi bir belirti vermeden geliştiğini unutmayınız. Düzenli olarak kontrolden geçmek hayat kurtarıcı olabilir.

Prostat Kanserinin Evreleri
Doktorlar prostat kanserinin yaygınlığını evrelendirme denilen bir sistem ile tanımlarlar. Sıklıkla 2 evrelendirme sistemi kullanılır
A-B-C-D Sistemi: Erken evrelerde (A ve B evreleri) prostatın az sayıda hücresi kanserlidir ve bu kanserli hücreler sadece prostat içerisinde yer alırlar. Prostat dışına çıkmamışlardır. Zamanla, kanser prostatın daha büyük kısmını işgal eder. İleri evrelerde kanser çevre dokulara (C evresi), daha sonra ise lenf bezlerine, diğer organlara ve kemiklere (D evresi) sıçrar.

TNM Sistemi: Bu sistemde, T tümör boyutunu, N lenf bezi tutulumunu, ve M ise diğer organlara sıçramayı belirler. Bu sistemle bütün olası yayılma durumları tanımlanabilir. Örneğin T3c, N1, M0; tümör prostat dışına çıkarak seminal keseciklere sıçramış (T3c), bir lenf bezinde kanser var (N1) ve diğer organlara kanser sıçramamış demektir (M0). Aslında tam olarak birbirlerine karşılık gelmese de TNM ve ABCD sistemlerindeki tanımlar birbirine benzer.

Derecelendirme
Evrelendirmeye ek olarak kanserin ne oranda tehlikeli olduğunu belirlemek için "Gleason Sistemi" kullanılır. Biyopsi ile tümörden alınan parça mikroskop altına konur ve hücrelerin normal hücre görünümünden ne oranda saptığı belirlenerek bir derece verilir. Gleason skoru 2 ile 4 arası olan tümörler normal hücrelere çok benzeyen ve yavaş büyüyen hücrelerden oluşur. 8 ile 10 arası skor verilen tümörler ise daha kötü seyirli olanlardır.

Prostat Kanserinin Tedavisi
Prostat kanserinin tedavisi kanserin evresi, nasıl seyrettiği, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu ile değişik tedavi seçeneklerinin yan etkileri göz önünde bulundurularak belirlenir. Çok sayıda değişik tedavi seçeneği bulunduğundan, size uygulanacak tedavinin belirlenmesinde sizin, ailenizin ve doktorunuzun yukarda belirtilen temel kriterleri göz önünde bulundurarak birlikte karar vermesi en uygun yaklaşım olacaktır.
Birinci seçenek "bekleyerek gözlemektir". Prostat kanseri genellikle çok yavaş ilerleyen bir hastalıktır ve yıllarca belirti vermeyebilir. Ayrıca bu hastalık genellikle ileri yaşlarda ortaya çıktığından bir dönem bekleyerek gelişmeleri izlemek seçeneklerden birisidir. Bekleyerek gözleme ile diğer tedavi seçeneklerinin yan etki ve rahatsızlıklarından da kaçınılmış olunur. Ancak, hastalık ilerledikçe, gereken tedavilerin uygulanması kaçınılmaz olmaktadır.

Tedavi seçeneğinin belirlenmesinde en önemli kriterlerden biri prostat kanserinin evresidir. Erken evrelerde birinci amaç kanseri vücuttan tamamen çıkarmak ya da kanser hücrelerini öldürmektir. Eğer kanser ileri evrelere ulaşmış ise kanser hücreleri tamamen temizlenmeyecek ya da öldürülemeyecek kadar çoğalmış demektir. Bu durumda kanserin büyümesini yavaşlatmayı veya durdurmağı amaçlayan tedavi seçenekleri ön plana çıkar. Prostat kanseri testosteron gibi erkelik hormonlarının etkisi ile büyür. Bilindiği gibi erkeklik hormonlarının çok büyük kısmı testislerde (yumurta) üretilir. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisi erkelik hormonlarının kanser hücrelerini beslemesini engellemek ile mümkün olabilir. Bu tedavi seçeneğine "hormonal" tedavi denir.

Erken Evrede Prostat Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?
Erken evrelerde, kanser prostat bezi içinde sınırlı iken uygulanabilecek tedavi seçenekleri;
1. Radikal Prostatektomi: Prostatın ameliyat ile çıkartılmasıdır. Amaç prostatın çıkarılması ile vücuttan kanser hücrelerini tam olarak temizlemektir. İktidarsızlık ve idrarı kontrol etmekte güçlük gibi yan etkileri olabilir.

2. Radyasyon Tedavisi: Prostat bezi içerisindeki kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar. İki şekilde uygulanabilir.

a)Radyasyon ışınlarının vücut dışından prostat bezine doğrudan uygulanması ile,

b)Prostat bezi içerisine küçük radyoaktif tohumları ekerek.

Radyasyon tedavisi de iktidarsızlık, ishal, karın ağrıları, makatta rahatsızlık ve idrar yapmakta zorluklar gibi yan etkilere neden olabilir.

İlerlemiş Prostat Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?
Çok ilerlemiş prostat kanserinde bile hiç bir belirti olmayabilir. İlerlemiş prostat kanserinin tedavisinde amaç hastalığın daha da büyümesine engel olmaktır. Kanserin büyümesinin durdurulması belirtilerin ortaya çıkmasını erteleyebilir ya da var olan belirtilerin şiddetini azaltabilir. Prostat kanserinin büyümesini ve sıçramasını engellemek için genellikle hormonal tedavi kullanılır.

1. Kısmi hormonal tedavi: Testosteronun büyük çoğunluğu testislerde üretilir. Kısmi hormonal tedavi ile testislerde testosteron üretimi durdurulur. Bu amaçla kullanılabilecek yöntemler:

a)Ösrojen: Ösrojen prostat kanseri tedavisinde de zaman zaman kullanılabilen bir kadın hormonudur. Erkekler östrojen alırsa testosteron düzeyleri düşer. Ancak östrojen kullanımının bazı ciddi yan etkileri olabileceğinden kullanımı çok yaygın değildir. Günde bir tablet östrojen almak bulantı, kusma, memelerde büyüme ve hassasiyet, kalp ve damar problemleri (vücutta fazla sıvı birikmesi, damarlarda pıhtı oluşması, inme, kalp krizi) ve cinsel isteğin azalması gibi yan etkilere neden olabilir.

b)Orşiektomi: Orşiektomi testislerin ameliyat ile alınması işlemidir. Cerrahi kastrasyon da denilir. Testosteron üreten en önemli kaynak vücuttan uzaklaştırıldığı için tümörün büyümesi yavaşlar. İktidarsızlık ve sıcak basması gibi yan etkileri olabilir. Bu ameliyatın yapılması için genellikle hastanede yatmanız ve genel anestezi (narkoz) almanız gerekmeyebilir. Ameliyattan hemen sonra evinize gidebilirsiniz.

c)Medikal kastrasyon: Testislerin testosteron üretimi ameliyat yapılmaksızın da durdurulabilir. Medikal kastrasyon testislerin testosteron üretimini durdurmakta cerrahi kastrasyon kadar etkilidir. Bu amaçla kullanılan ilaçlara LHRH analogları denir. Türkiye de bulunan ilaçlar Zoladex, Lucrin ve Decapeptyl dir. Ayda bir kez enjeksiyon ile uygulanırlar. Sıcak basması, iktidarsızlık, memede büyüme ve hassasiyet, cinsel isteğin azalması ve bulantı gibi yan etkilere neden olabilirler.

2. Komplet hormonal tedavi: Hem cerrahi kastrasyon (orşiektomi), hem de medikal kastrasyon (LHRH analogları enjeksiyonu) testis kaynaklı testosteron etkisini ortadan kaldırırlar. Ancak, vücuttaki tüm testosteron etkisini tam olarak engellemezler. Böbrek üstü bezleri de çok az oranda da olsa bir miktar testosteron etkisi gösteren hormon sentezlerler. Bu nedenle, bu hormonların etkisini ortadan kaldırmak için ek ilaçların kullanılmasına gerek vardır. Bu ilaçlara "antiandrojenler" denir. Eulexin, Casodex ve Androcur bu grup ilaçlardır. Bu ilaçlar kan dolaşımındaki testosteronun prostat hücrelerine ulaşmalarını engellerler.

Medikal veya cerrahi kastrasyonun antiandrojen ilaçlar ile kombine edilmesine komplet hormonal tedavi denir. Komplet hormonal tedavi vücuttaki erkeklik hormonu etkisini tam olarak ortadan kaldırır ve tümörün büyümesini yavaşlatır.



Hazırlayan : Prof. Dr. Haluk Özen, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı